Bumerang - Yazarkafe

31 Aralık 2010 Cuma

MUTLU YILLAR

...:::hepinize sevdiklerinizle birlikte 
sağlıklı ve mutlu yıllar dilerim:::...

24 Aralık 2010 Cuma

DİLİMİN UCUNDA KELİMELER


Ben yine kayıplara karıştım size göre, çıkmadı günlerdir sesim soluğum.Çok yoğunum desem değilim.Biliyorsunuz uzunca bir zamandır yazılarıma bir şekilde fotoğraflarım eşlik ediyor.Ama epeydir fotoğraf çekemedim.Hem kısmet olmadı hem de bana bu konuda bir durgunluk geldi.Artık iş olsun diye değil de gerçekten emek vereceğim ve zaman harcayacağım kaliteli fotoğraf çekmek istiyorum.Fotoğraflarımda artık insan öne çıksın istiyorum.Konu insan, özellikle portre ve de model çekimi olunca konu mankeni olacak birini bulmak zor.Çünkü fotoğraflarını çekecek olduğum kişilerin buna rıza göstermesi gerekiyor.Aksi takdirde suç işlemiş olurum.Bu nedenle bu konuda sıkıntım var.Buraya kadar olan kısım fotoğrafın beni ilgilendiren tarafıydı.
Bildiğiniz üzere arada sırada fotoğraflarını beğendiğim fotoğrafsever dostların portfolyolarını sizlerle paylaştım.Portfolyolarını paylaşmayı istediğim bir kaç dostum daha var ama onlarla ilgili postları henüz istediğim kıvama getiremediğim için paylaşmıyorum.
Sergi haberleri veriyordum size bazen.Lâkin bu konuda harbiden tembellik yaptığımı söyleyebilirim.
Şimdilik benden haberler bu kadar, görüşmek üzere... :))
Sizi Olympos'ta çektiğim bir fotoğrafla baş başa bırakıyorum...

10 Aralık 2010 Cuma

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Sizinle bir şeyler paylaşmayalı onbeş gün oldu.
Bu arada neler yaptığıma gelecek olursam; 
Isparta'ya oğlumun yanına gidip geldim.
Geldikten sonra bir kaç gün kendi içime kapandım.
Bazen insanın özüne dönüp bakması gerek.
Ama yarın yeni bir gün ve günlerden Cuma.
Cuma günü hepimize hayırlı olsun, 
her ne kadar bütün yurtta kar-yağmur olacaksa da ruhumuza güneşin ışıkları saçılsın.
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın.
Haftasonunuzun güzel geçmesi dileklerimle...
Görüşürüz :))

26 Kasım 2010 Cuma

VİŞNELİ CHEESECAKE

VİŞNELİ CHEESECAKE
Ana Malzemeler ::
3 paket klasik Eti Burçak
200 gr. tereyağ
Ara Malzemeler ::
3 yumurta
1,5 su bardağı şeker
1 su bardağı meyve suyu (vişne, elma, portakal vs.)
1 su bardağı süzme yoğurt
1 kutu krema
2 paket 400 gr.'lık Labne peyniri
1 paket vanilya
Jöle İçin Malzemeler ::
1 su bardağı su
1 su bardağı toz şeker
1 tepeleme yemek kaşığı mısır nişastası
1 paket 500 gr.'lık vişne
Yapılışı ::
Eti Burçağı ufalayarak toz haline getirdikten sonra eritilmiş tereyağı ile iyice harmanlayınız ve büyük dikdörtgen borcama sıkıca yayınız.
Yumurta, şeker, yoğurt, labne peyniri, krema, meyve suyu ve vanilyayı bir kapta karıştırarak bisküvinin üzerine dökünüz.
180 derecede 40 dakika fırında pişiriniz.
Soğuduktan sonra üzeri için tencerede su, şeker ve nişastayı eritiniz.Eridikten sonra vişneyi ilave edip pişiriniz.
Jöleyi piştikten sonra ocaktan alıp beş dakika kadar karıştırarak biraz soğutunuz ve cheesecakekin üzerine dökünüz.
Jöleyi ikinci bir usulde de hazırlayabilirsiniz ::
Verdiğim malzeme listesindeki su yerine vişne suyu kullanarak pişiriniz.
Ama pişirirken bu defa dondurulmuş vişneyi jölenin içine koymuyoruz.
Jöle piştikten sonra yine soğutup cheesecakekin üzerine döküp budolabında bir gece bekletiyoruz.
Servise sunmadan önce dondurulmuş vişnemizi derin dondurucudan çıkarıp üzerini süslüyoruz.
Afiyet olsun.

SEBZELİ MÜCVER

Dün için bir önceki yazımda arkadaşlarımın geleceğini ve onlar için yapacağım pastaların hem tariflerini hem de  fotoğraflarını paylaşacağımı belirtmiştim.Ancak şimdi fırsat bulabildim.İlk olarak Sebzeli Mücver tarifini sizler için kayda düştüm.


SEBZELİ MÜCVER
Malzemeler::
2 adet kabak
2 adet havuç
2 adet patates
1 demet dereotu
1 demet taze soğan
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
Tuz ve karabiber
Yapılışı::
Patates ve havucu rendeleyip, kabağı çok küçük olacak şekilde çintiniz.
Dereotu ve taze soğanı da doğrayınız.
Yumurta, yoğurt, sıvıyağı bir başka büyük kapta karıştırdıktan sonra unu, kabartma tozunu ve tuz-karabiberi ilave ediniz.
En son bütün malzemeleri bir araya getirip dibi yağlanmış büyük boy kare ya da yuvarlak borcama döküp 170 derecede fırında pişiriyoruz.
DİP NOT :: Misafiriniz gelmeden bir gün önce pişirip ertesi gün ısıtmak için fırına verirken üzerine kaşar rendesi serpiniz.
Hepinize afiyet olsun.Siz bu tarifi denerken ben de Vişneli Cheesecake tarifini yayına hazırlayayım :)

24 Kasım 2010 Çarşamba

SALON




Bu yazımda tadilat-tamirat diye başınızın etini yedim belki ama bana göre sonuç güzel oldu.
Fotoğrafını çektim ve sizinle paylaşmak istiyorum.








Yandaki aynayı yıllar evvel yapmıştım ama çerçeveletip asmak bu zamana kısmetmiş.










Solda gördüğünüz dallı yapraklı detay fotoğraf fon perdemin kumaşına ait.







Yarın arkadaşlarımla benim evde bir araya geleceğiz.Onların da başını sizin başınızı şişirdiğim gibi şişirdiğim için evim de ağırlayarak gönüllerini alacağım.
Şimdi pasta börek-yapmaya gidiyorum.Artık yarın akşama pasta tarifleriyle ve fotoğraflarıyla burada olurum kısmetse.Yarına kadar kendinize iyi bakın, görüşürüzzz...:)))

23 Kasım 2010 Salı

ÇIFIT ÇARŞISI

 Asıl hobim fotoğraf olmakla birlikte arada sırada da olsa yine hobi amaçlı takı yapar, örgü-dantel örer, dikiş dikerim.Bugüne kadar yaptıklarımı ve bundan sonra yapacaklarımı satmak için yeni bir blog açtım.
Hepinizi  ÇIFIT ÇARŞISI 'na beklerim.
Bu defa fotoğrafsız idare edeceksiniz artık.
Uygun fotoğrafı çekince paylaşırım :)

15 Kasım 2010 Pazartesi

10 Kasım 2010 Çarşamba

ATATÜRK'ÜN 72. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ

Bugün Ulu Önderimiz ATATÜRK'ün 72. ölüm yıl dönümü.
Bu nedenle sizinle 2007 yılı Ekim ayında çektiğim 
Kütahya'daki Dumlupınar Üniversitesi rektörlük binasında 
bulunan bu Atatürk tablosunun fotoğrafını sizlerle paylaşıyorum.
...SAYGIYLA ANIYORUM...

6 Kasım 2010 Cumartesi

AYLAK MADAM

Bu aralar pek bir aylak oldum.Yapmam gereken pek çok iş, yapmayı planladığım pek çok şey var ama ben tam bir aylak madam oldum.Hoş, Olympos'tan geldiğimden bu tarafa az biraz tembellik üstüme çökmüştü lâkin bugünlerde tam anlamıyla tavan yaptı.Hiç iş-güç yapasım yok."Bitmez işi yatmak keser" diye bir söz vardır bizde.Ben de o söze uyar vaziyetteyim.Ev halkının nerede benim yemeğim, temiz gömleğim nidâlarına bile kulak tıkamaktayım.
Bu tembellik hallerinden bir an önce çıkmam gerek ama nasıl???
Bu konuda önerileri olan varsa beri gelsin:))
Dip Not :: 
Bu sevimli maymun fotoğrafı benim değildir.
Google amcanın görsel deposundandır.

2 Kasım 2010 Salı

STİLL LİFE

Bugün can sıkıntısından still life tarzı bir fotoğraf çektim ve sizinle paylaşmak istedim.
 

25 Ekim 2010 Pazartesi

23 Ekim 2010 Cumartesi

LEVENT YAVUZ

Araya giren çeşitli telâşelerin ardından nihayet özüme dönünce blogumda özüne dönmeye başladı artık.Bu haftaki konuğum sevgili Levent Yavuz ağabeyim.
Farklı konularda fotoğrafları olsa da beni en çok çektiği portre fotoğraflar etkiliyor.Burada da en sevdiğim bir kaç fotoğrafını paylaşacağım sizinle.Yanda görmüş olduğunuz fotoğrafı nedense Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa tablosundaki kadına benzetiyorum.Ayrıca bu fotoğrafı yayın hayatına yeni başlayan ve e-dergi olarak okuyabileceğiniz 6GEN adlı fotoğraf dergisinin ilk sayısı olan EYLÜL ayı dergisine kapak fotoğrafı oldu.
Solda gördüğünüz fotoğraftaki modelin duruşunu, bakışını çok beğeniyorum.Yüzündeki mağrur ifade bana asil bir kişiliğe sahip olduğunu anlatıyor.Bu ifadedeki zenginliği anlatmakta zorlanıyorum.Hani derler ya "hükümet gibi kadın" ya da "hanımağa" diye, işte öyle bir şey...
İnsanı delip geçen bakışları, bir şeyler söylemek ister de iki dudağının arasına hapseder gibi duran yüz ifadesi...Bu fotoğrafa yaz yaz bitmez bana göre.

Özellikle çocuk ve genç fotoğraflarındaki enerji, yaşam sevinci ve agresif yapı kendini hissettiriyor.



Yerim ne yazık ki hepsini paylaşmaya imkân vermiyor.Ancak dört fotoğrafını koyabildim buraya.Ama siz onun kendi sitesine uğrayarak diğer fotoğraflarını da izleyebilirsiniz.
http://www.leventyavuz.com.tr/

20 Ekim 2010 Çarşamba

OLYMPOS ANILARI

Olympos'tan döneli on günü geçti ama benim eşref saatim anca çattı olanı biteni yazmak için.
İlk gün yerleştiğimiz Kadir'in Ağaç Evleri'nde ettiğimiz sabah kahvaltısının ardından Adrasan'a geçip dört tekneyle açılarak Adrasan ve çevresini denizden izleyip keyfine vardık.Ben ve benim gibi bir kaç arkadaş hariç herkes denize girdi.Ohh pek güzelmiş diyerek Sonbahar'da denize girmenin tadını çıkardılar.Ben de boş durmayıp güneşin denizle birlikte yaptığı renk oyununu fotoğrafladım.Teknelerin denize yansıyan görüntüleri güneş ve rüzgârında etkisiyle tam bir ebru oluşturdu denizin üzerinde.Akşam ise Haluk Uygur'un fotoğrafın felsefesi üzerine yaptığı üç bölümlük sunumun ilk bölümünü izledik ve dinledik.
İkinci gün Termessos gezisi vardı lâkin ben ve bir kısım arkadaş Kumluca çevresini gezip fotoğraflamayı tercih ettik.Dört-beş araba doluşup yola çıktık.Önce Kemer'in yayla köylerinden olan Beycik'e çıktık ve sisli manzaralar çektik.

 
Sonra istikâmeti Kumluca'ya çevirip dağ yolundan sahile doğru inerken orman işçilerinin kaldığı çadırlarda onları görüntüledik.




Kumluca'lı arkadaşlardan birinin yanında gezdirdiği minik kızı sevimli (maaşallah demeden bakmayın emi :) ) Dilem Naz da bize modellik yaptı.





Sahile inince önce karnımızı doyurup açlığımızı giderdik.Sonra da serpme ağ atan balıkçıları kareledik.Epey kalabalık olduğumuz ve çekim yaptığımız alan dar olduğu için bir şekilde birbirimizin kadrajına bir tarafından dahil olmak durumunda kaldık ama yine de güzel zaman geçirdik.İkinci gün akşam yine Haluk Uygur'un sunumunun ikinci bölümü vardı ama milli maç yüzünden kısa kesmek durumunda kaldılar.Maçtan sonra ise eğlence- muhabbet derken odalarımıza yatmak için yollandığımızda sabah dörde geliyordu saat.

Üçüncü gün sabah kahvaltının ardından ben hemen ayrıldım onlardan.Çünkü programda Düden Şelalesi ve Kurşunlu Şelalesi vardı.Arabayla gittiğim için onlardan önce eve dönüp yükümü boşalttım.Üzerimi değişip tekrar onlarla buluşmak üzere evden çıktım.Önce Düden Şelalesi'ni gezdik, sonra önceden rezervasyon yapılan restaurantta öğle yemeğimizi yedik.Arkasından elbette Türk kahveleri içildi, fallar bakıldı ve bu kadar dinlenme yeter deyip Kurşunlu Şelalesi'ne doğru yola düştük.Ben nedense her daim elimin altında olduğu için midir nedir bilmem fotoğraf çekmek istemedim.Kurşunlu Şelalesi de gezildikten sonra arkadaşlarla vedalaştım ve onları tekrar Olympos'a yolcu edip evime geri döndüm.
DİP NOT :: Gördüğünüz şelale fotoğrafını da Düden Şelalesi'ne daha önce gittiğim bir zamanda çekmiştim.
EN DİP NOT :: )) Siz bunları şimdilik okuyup hazmetmeye çalışın, ben de yeni yazımın hazırlığını yapadurayım.

15 Ekim 2010 Cuma

DOMATES OLMUŞ ALTIN

Olur tabii altın.Kışa girerken de domates yemeğe kalkışırsak olacağı budur.
Benim çocukluğumda Ekim ayına kadar yaylalarda bile domates kalmazdı.Çoktan kurutulur ya da salça yapılırdı.Çünkü kışın domates yetişmezdi.Baharda turfanda çıkardı sahil kentlerinde, kasabalarında.Yazın ortasında da yayla domatesleri çıkardı.Seralarda yetişmezdi ki o zaman.Seralar sadece kışlık sebzenin kışın don tutmaması için kurulurdu.

Eskiden otuz çeşit domates yoktu.Sofralık, yemeklik, salçalık için benim bildiğim aynı domates kullanılırdı.Sonraları az çekirdekli, bol etli salçalık domates çeşidi çıktı.


Yetmezmiş gibi kahvaltı sofralarını, salataları şenlendiren cherry (çeri) domatesler üretildi ki evlere şenlik.
Bir de organik domates diye domates ürettiler ama ne kadar organik ne kadar değil Allah bilir.

Bir de pembe domatesler var elbet.Fiyatı biraz pahalı ama pazarda bulursam en azından kahvaltıda yemek için alıyorum.

Domates konusu yaz yaz bitmez.Ben en iyisi burada keseyim.
DİP NOT :: Fotoğraflar netten alıntıdır.
Özellikle de pembe domateslerin fotoğrafını altta linki bulunan blogtan aldım.Çünkü sizi domatesle ilgili bir başka yazıya yönlendirmek istiyorum.Ben okudum, sizin de okumanızı tavsiye ederim. 
http://benbugunbunuogrendim.blogspot.com/2009/05/pembe-domates.html

6 Ekim 2010 Çarşamba

OLYMPOS BENİ BEKLER

Nihayet oğlumun evini yerleştirip gelebildim eve.Ehh benim ev de ağır ağır yerleşip gider.Dün salonun yeni perdeleri geldi ve takıldı.Geriye halı ve avize problemi kaldı.Bir de tv ünitesi ve lcd tv problemi var ama biraz bekleyecek artık.Söz hepsi bitince fotoğraflarını çekip koyacağım :)

Bu kadar yorgunluğun üzerine dinlenmek iyi gelir dedim ve Fotoiz.Com'un Olympos kampına katılmak için yarın sabah Olympos'a gideceğim.Ben gelene kadar 2008 yılında yine kamp sırasında çekmiş olduğum bu fotoğrafı izleyedurun.
Gitmeyen varsa gitmek için belki ikna eder bu fotoğraf onları :) Dönünce görüşürüz...

30 Eylül 2010 Perşembe

BİR ARPA BOYU YOL ANCA ALABİLDİK

Bu yazımda oğlumun Isparta'daki evini yerleştirmeye gideceğimi yazmıştım ama ancak bu hafta gidebildim.Gitmeden netten araştırıp üç tane sıhhi tesisatçının ve digitürk bayiinin numarasını defterime kaydettim.Salı gün sabah ilk işim sucuların numaralarını bir bir aradım.İlki "biz doğalgaz bağladığımız için bu tür iş yapmıyoruz" diye cevap verdi.İkincisini aradım "yarım saate geliyoruz, şimdi geliyoruz" dediler ama saat öğleyi geçip gelmeyince üçüncüyü arayıp ancak akşam üstüne söz alabildim.Tekrar ikinciyi arayıp bir başkasını bulduğumu belirtip gelmelerine gerek kalmadığını söyledim.Çok şükür üçüncüsü akşamüstü geldi de bulaşık ve çamaşır makinasının musluklarını takıp bağlantısını yaptı.Ben de mutfak eşyalarını makinada bir bir yıkayıp daha önceden temizlediğimiz dolaplara yerleştirebildim.Çarşamba gün ise digitürk servisi geldi anteni kurup çalıştırdı.Doğalgaz servisi gazı açmak için teşrif ettiler en son ama elbise dolaplarını kuracak vatandaştan ne yazık ki tek bir ses bile çıkmadı.Vaziyet o ki ben yine önümüzdeki hafta başı Isparta'ya gitmek zorundayım.
Benden haberler şimdilik bu kadar, kendinize iyi bakın.

19 Eylül 2010 Pazar

EV TAŞIMA

Ev taşıma diye başlık attığıma bakıp ben taşınıyorum zannetmeyin :) 
4-Eylül 'deki yazımda oğlumun evini Niğde 'den Isparta 'ya taşıyacağımızı belirtmiştim.Niğde 'ye giderken Isparta 'ya uğradık ve biraz kiralık ev baktık ama hemen istediğimiz gibi bir yer bulamadık ve eşyayı getirince bir tanıdığımızın deposuna indirmek üzere Niğde 'ye geçtik.Vardığımızda gecenin ikisiydi, eşim ve küçük oğlum hemen yattılar.Büyük oğlumla ben onun kitaplığını ve çalışma masasını boşaltıp koliledik ki sabahki koşuşturmacanın arasında bir şey unutmayalım diye.Sonra biz de bir kenara kıvrılıp yattık.Sabah kalkınca ettiğimiz kahvaltının ardından gelen nakliye kamyonuna büyük parça eşyalar yerleştirilirken küçük oğlumla ben mutfak eşyasını geçen seneden sakladığım kolilerin içine yerleştirdik.Büyük eşyalar kamyonda, küçük koliler bizim Fiat Doblonun arkasında Niğde 'yi geride bırakıp Isparta 'ya doğru düştük yola.
Eşyaları ve kolileri Isparta'da depoya indirdikten sonra Antalya 'ya geldik.Bu arada bayramın ilk günü yine akrabalarla bayramlaşmamız vardı.Bayramın ikinci günü yine kiralık ev aramak için Isparta 'ya gittik.Bir kısmının ev sahibine telefonla ulaştık, bir kısmının ev sahibinin telefonları kapalıydı, hiç ulaşamadık.Kös kös geri dönüp geldik.Bayram sonu tekrar oğlumla beraber ben gittim ev bakmaya. 
Bu yıl kazanıp Isparta 'ya giden öğrenciler çoktan apartlara-evlere yerleştikleri için yatay geçiş sonuçları geç açıklandığından dolayı bizim kiralık ev bulmamız zor oldu.Bulduklarımızın çoğu erkek öğrenciye ev vermek istemiyordu.Bir kısmı da ya çatı katı ya da az ışık gören bodrum katıydı.Çoğunun içi dökülüp gider vaziyetteydi.O haldeyken bile yakıt dahil dörtyüz lira istediler kutu gibi iki odalık yerlere.Araya araya nihayet istediğimiz gibi bir ev bulduk.İki oda bir salon, doğal gazı yeni bağlanmış, boyası badanası yapılmıştı.Yakıt hariç beşyüz liraya ev sahibiyle kontratı imzaladık.Binada sadece erkek öğrenciler olduğu için yanına bir arkadaş bulacak artık.Allah 'tan liseden tanıdığı arkadaşları var Isparta 'da.Herhalde onlardan biri çıkar ev arkadaşı olmak için.
Dün de eşyalarını depodan eve taşıyıp Antalya 'ya döndük.Buradaki işlerimi halledip Salı günü Isparta 'ya ev yerleştirmeye gideceğim, sanırım iki gün kalırım.
Yazının arasındaki fotoğrafı da Isparta 'ya Burdur tarafından giderken çekmiştim.
Şimdilik benden-bizden haberler bu kadar.Kendinize iyi bakın, görüşürüz yine :)

4 Eylül 2010 Cumartesi

EV DÖŞEME

Çok şükür tadilat bitti.Tadilat dolayısıyla evin içinde sağa sola dağılan dolap içlerini de az biraz yerleştirdim sayılır.KOLTUCKS 'dan sağda gördüğünüz köşe takımın iki üçlü kanepe şeklinde olanını aldım.
İki kanepeye ilaveten TEPE HOME 'dan solda gördüğünüz kolçaksız iki koltuk aldım.Oturması çok rahat olduğu için tercih ettim.Küçük makina ile çekince fotoğrafı berbat çıktı ama idare edin artık.
Hem kanepeler hem de koltuklar bayram sonu gelecek.Ama asıl sorun perdeymiş de ben farkında değilmişim.Ne çok çeşit perde ve tül var anlatamam.İnsanın aklı ve kafası karışıyor.
Koltuk takımı düz renk olunca perde de biraz hareket olsun istedim.Bir kaç perdecileri geze geze bir kaç örnek üzerinde takılı kaldım ama şimdilik koltukların gelmesini beklemeyi düşünüyorum.Daha halı var, avize var.Bakalım ne yapacağım.Şimdilik benim evden bu kadar.
---------------------------------------------------
Yarın Isparta'ya Süleyman Demirel Üniversitesine yatay geçiş yapan üniversitedeki oğluma ev bakmaya gideceğiz.Oradan da Niğde'ye gidip oradaki evi Isparta'ya nakletmeye gideceğiz.Anlayacağınız üzere bu hafta sonu işim çok.Dönünce görüşürüz artık.

Tadilattı, boya-badanaydı derken benim pusula biraz şaştı.Dolayısıyla blogumun da pusulası şaştı.Tadilat güncesinden biraz sıkıldığınızın farkındayım.Kusura bakmaz da hoşgörürseniz sevinirim.Eylül sonunda özüme dönmüş olurum kısmetse :)  

1 Eylül 2010 Çarşamba

EYLÜL'ÜN HÜZNÜ

Eylül ayını kimileri ömrün Sonbahar’ına benzetir ve hüzünlenirler.Oysaki Tabiat Ana Eylül ayında sahip olduğu bütün güzellikleri insanoğluna armağan olarak sunar.
Eylül ayı tek başına bir mevsim gibidir adeta.
Ağaçların yeşil yaprakları renk değiştirmeye başlar.
Kırmızı, turuncu, kahverengi, sarı renkli yapraklar mevsimin ilk yağmurlarına eşlik edip toprağın üstünü bir yorgan gibi örter.Toprak Ana da ağaçlar da kış uykusuna yatmaya hazırdırlar artık.İlkbahar gelince yeniden canlanıp yeşermek ve insanlara hayatın ne kadar da güzel olduğunu hatırlatmak için.Yaz aşkları biter, sevgililer ayrılığa, sahiller yalnızlığa alışmaya çalışır. 
Hava ne çok sıcak ne de çok soğuktur.Yazın ardına kadar açık olan kapı pencere kapanır birer birer.İnceden bir titreme sarar bedenimizi.
Yumuşacık el örgüsü hırkalar, şallar bizi ısıtmak için dolaptan çoktan çıkmıştır.Yaz gelince yaylalara ya da sayfiyelere gidenler evlerine geri dönerler.Canlanır şehir hayatı, okullar açılır, çalışanlar işbaşı yapar.Evler boyanır, temizlenir ve kışı çiçek gibi karşılamaya hazırlanır.Ben severim Eylül ayını, içimi heyecan kaplar.Yazın görüşemediğim dostlarımla yeniden bir araya gelmenin keyfine doyamam.Ben Eylül’ü severim, kim ne derse desin Eylül benim için yeni bir başlangıçtır. 
GÜLTER ÖZGÜR
--------------------------
DİP NOT:: Resimler netten alıntıdır.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

TADİLAT GÜNCESİ

19-Ağustos-2010 Perşembe
Başlıktan ve fotoğraftan da anlaşıldığı üzere bu hafta çok işim var.İşi ben yapmıyorum ama temizliğini ben yapacağım.Sanırım on gün sonra, işler bitip temizlenip yerleştikten sonra kısmetse yine görüşürüz.Bu arada kendinize iyi bakın.

20-Ağustos-2010 Cuma
Ustaların biri geliyor, diğeri gidiyor.
Panjurcu, sıhhi tesisatçı, boyacı VS.. :)
Her yer toz içinde, çıldırmaya az kaldı, doktorum nerde :)) 

21-Ağustos-2010 Cumartesi
Klima karşıtı olduğum halde bu yazın neminden fazlasıyla bunaldığım için oturma odasına (artık çocukların yatak odası) klima takıldı.
Yatak odası, antre ve hol boyandı.Yatak odasına ıvır zıvır toplansın diye sandıklı baza geldi.

22-Ağustos-2010 Pazar
Mutfak, oturma odası ve bilgisayar odası boyandı.
Bilgisayar odasının boyanabilmesi için odadaki iki kitaplık ve bilgisayar boşaltılıp salona taşındı.

23-Ağustos-2010 Pazartesi
Yapılacak çok iş var ama ben yorgunum.Bana yardım edecek oğullarımdan biri iki gündür babasının yanında işe gidiyor, diğeri arkadaşına gitti işten kaytarmak için.Kaldım onca işin ortasında tek başıma.Tadilat-boya-badana işinin sonuna yaklaştık sayılır.Boyacı bana iki günlük mola verdi ve karşı komşuma geçti boya yapmaya.Öğleye kadar mola verdim ve sonra biraz delik dolap yerleştirdim ama havanın sıcağı sanırım beni biraz çarptı ve başağrısından duramadım ve elimi yüzümü yıkayıp uykuya yattım.Uykudan kalkınca onca işi tek başıma yapmayı gözüm yemedi ben de işten kaytaran küçük oğlumu gittim arkadaşının evinden aldım ve ana oğul bir güzel eve gelmeden 5M Migrosa uğrayıp yemeğimizi yedik.Eve gelince de biraz daha temizlik yapıp yerleştirdik.Daha doğrusu ben temizledim ona taşıttım.

24-Ağustos-2010 Salı
Gün Salı'ya döndü ama bizim işler daha bitmedi.

25-Ağustos-2010 Çarşamba
Dünden bu yana boyanan odaları temizleyip yerleştirmeye uğraşıyorum ama bitmek bilmiyor bir türlü.Çok fazla eşya yok ama sağda solda ne kadar çok ıvır zıvır birikmiş anlatamam.Atılacak olanları atıp diğerlerini yerleştirmeye çalışıyorum.Yarın da en son salon ve ön balkon boyanacak.

26-Ağustos-2010 Perşembe
Salonla balkonun boyası da bitti çok şükür.Ama salon parkelerini sistre-cila yaptırmaktan vazgeçtim.Laminat döşeteceğim.


28-Ağustos-2010 Cumartesi
Bugün yeğenimle salona koltuk takımına bakmaya T mall ve Tepe Mobilya 'ya gittik.T mall mağazasında köşe bir takım beğendik.Buna ilave olarak da Tepe Mobilyada iki tane sandalye tarzı berjer beğendik.Henüz almadım, çünkü koltuk için ikinci bir alternatifim daha var.Antalya'lı bir firma olan KOLTUCKS 'un özel ürettiği koltuk takımı.İster köşe, ister normal takım şeklinde üretiliyor.Karar vermeye çalışıyorum.Ayrıca halı, perde, avize, tv ve tv ünitesi alma planım olduğu için fiyatları öğrenip bütçe ayarlaması yapmaya çalışıyorum.
Düzenleme:: Günlük Rapor :)

15 Ağustos 2010 Pazar

MEMDUH EKİCİ

Bu hafta size; yaşadığı coğrafyayı fotoğraflarıyla bize taşıyan, kapısı her daim gönül dostlarına açık ve gönlü zengin ustamız - hocamız MEMDUH EKİCİ 'yi (mekici) tanıtacağım.

Söze onun her zaman bizlere bir düstur olarak söylediği; "fotoğrafçı yaşadığı coğrafyaya borçludur ve bu borcu ödemekle yükümlüdür.Kaybolan ve kaybolmaya yüz tutan tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıkmalı ve koruyup kollamalıdır" sözleriyle başlamak istiyorum.Bu sözlerini sadece söylemekle kalmayıp aynı zamanda birebir uygulamakta.
Yaşadığı toprağın, yani Konya'nın ovalarında özgürce yelelerini savuran atları, ovadaki su birikintilerinden su içen koyun sürülerini saatlerce izleyip onların en güzel pozlarını yakalamaya çalışıyor.
Türkiye'nin nazar boncuğu Meke Gölü'nü dört mevsim fotoğraflayarak kimi zaman enfes gün batımlarını, kimi zaman da sıcaklardan buharlaşınca can çekişen halini gözler önüne seriyor.


Konya ovasında gün batımı bir başka güzel olur.Ovada yaşayan her canlı varlık gün batımı saatinde enfes silüet görüntüleri oluşturur.Tıpkı yandaki fotoğraf gibi.


 
Paylaşmayı istediğim bir dolu güzel fotoğrafı var ama burada hepsini paylaşmam mümkün değil.
Bir zahmet alttaki linkleri tıklayarak hem onu daha yakından tanıyabilir hem de diğer fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.