Bumerang - Yazarkafe
Önemli Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önemli Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2013 Çarşamba

BİZİ RAHAT BIRAKIN!

Başlık, Niko Guido'nun öncülüğünde (ben her ne kadar yeterli desteği veremesem de) pek çok gönüllü kişi ve kuruluşun desteği ile açılacak serginin adı.Bu sergi ile "SAVAŞA HAYIR!" demek istiyoruz. 

Sergi, dünyada ve Türkiye'nin pek çok kentinde 23-MART-2013 tarihinde açılacak.Sergideki her fotoğraf için tiyatro sanatçıları da seslendirme yaparak destek verdi.
Sergi ile ilgili ayrıntılı bilgilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Facebook sayfası:

Sergiyi görmek isteyenler için adresler:

Niko Guido'nun Suru'ya yazdığı mektup:



DİP NOT :: SİZLERDEN RİCAM BU YAZIYI OLDUĞU GİBİ HERHANGİ BİR EKLEME VE ÇIKARMA YAPMADAN OLDUĞU GİBİ BLOGLARINIZDA PAYLAŞMANIZ.
NE KADAR ÇOK PAYLAŞIM YAPILIRSA O KADAR DA FAYDASI OLACAKTIR.
BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR, BAŞARACAĞIMIZA EMİNİM.GÖREYİM SİZİ BLOGCANLAR...

25 Eylül 2012 Salı

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN

HALKIN OZANI, BOZKIRIN TEZENESİ SEVGİLİ NEŞET ERTAŞ RAHMETLİ OLDU.
TOPRAĞI BOL OLSUN...


28 Mayıs 2012 Pazartesi

TEMA Vakfından Duyurudur!!! Lütfen Okuyunuz ve Paylaşınız...



Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar.
Bu sene (2012) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin.'GDO'lu olmayan, doğal tohumlarınızı poşete atmayın.. toprağa atın' 

Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün.
Üzerine de bir bardak su dökün.
Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır.

Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir !
Bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…

Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler..

--------------------------------------------------------------------
Dip Not::
Sevgili Afet Ergü'nün blogundan alıntıdır.

20 Aralık 2011 Salı

SAĞLIĞINIZ İÇİN LÜTFEN İZLEYİNİZ

Pek çoğunuzun izlediğini zannediyorum ama benim gibi çeşitli nedenlerle izleyememiş olanlar lütfen izleyiniz.Ben izledim ve tüylerim diken diken oldu.
--------------------------------------------
CANLI YAYINDA BÜYÜK İDDİA
Kanal D'de yayınlanan Zahide Yetiş ve Op. Dr. Aytuğ Kolankaya’nın sunduğu 'Doktorum' programının konukları Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Dizdar ve Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın'dı. Konuk doktorlar canlı yayında birbirinden ilginç açıklamalarda bulundu. İşte doktorların o açıklamaları...

15 Aralık 2011 Perşembe

SÖNMEZ ATASOY VEFAT ETTİ

Tiyatronun usta oyuncu ve yönetmeni, dizilerin karakter oyuncusu, Kurtlar Vadisinin Halo Dayı'sı Sönmez Atasoy günlerdir sürdürdüğü yaşam savaşını kaybetti.Sevdiklerinin başı sağ olsun, kendisine de Allah'tan rahmet  dilerim.Mekânı Cennet olsun.Vefat haberi burada:

11 Aralık 2011 Pazar

UFUK KIRAY'ın OBJEKTİFİNDEN N.Ç.

Fotoğraf camiasının yaramaz ve muzip çocuğu olarak bildiğimiz sevgili Ufuk Kıray kardeşimiz bu defa toplumun kanayan yarası çocuk istismarı ve tecavüzünü ele aldı.Sizinle, N.Ç. davasını kendi objektifinden yorumladığı fotoğrafı ve o fotoğrafın yer aldığı Hürriyet Gazetesinin Pazar ilavesinde Sibel Arna ile yaptığı röportajı paylaşmak istiyorum.
Sizden ricam o haberi lütfen olabildiğince sosyal ağlarda ve bloglarda paylaşmanız.Çünkü bu konuda ne kadar çok ses gelirse o kadar faydası olacağına inanıyorum.
::İŞTE O FOTOĞRAF::
::RÖPORTAJIN FOTOĞRAFLA İLGİLİ KISMI::
""Gelelim N.Ç. davasına... 
- 2002’den beri süren bir dava... Üzülerek söylemeliyim ki çok geç haberim oldu. Mahkemenin kararından sonra basından ve sosyal medyadan takip ettim gelişmeleri. Özellikle mahkemenin vardığı ‘kendi rızası’ yargısına ve en alt sınırdan ceza verilerek, cezalarda indirime gidilmesini kabullenemedim. Durumun hukuka uygun olması vicdanlarımızı rahatlatmaya yetiyor mu? Bu noktada şiirin, karikatürün, öykünün, sanatın tüm dallarının beslendiği hayattan fotoğraf da payına düşeni almalıydı. Ben de hissettiklerimi fotoğrafımla anlattım.""

12 Kasım 2011 Cumartesi

VAN İÇİN UMUT FOTOĞRAFLARI SERGİSİ

::paylaşacak çok şey var ama bu en önemlisi::
Özellikle İstanbul'da yaşayan sevgili blogger arkadaşlar, size sesleniyorum.
Otuz kadar fotoğraf sanatçısının Van'da yaşayanlara destek amacıyla bir araya gelip açacakları serginin haberi bu.İstanbul'da yaşayanlar için bir şans sayılır.Başka şehirlerde yaşayıp ta gitmek isteyenler olursa daha da güzel olur.Ben de imkânlarımı zorlayacağım gidebilmek için.
Lafı uzattım, sergiyle ilgili bilgiler altta::
::Sergi Mekânı::
City's Alışveriş Merkezi, Nişantaşı-İSTANBUL
::Sergi Tarihleri:: 
15-18 Kasım 2011
::Sergi Gün ve Saatleri::
Salı-Cuma 10:00-22:00
::Açılış:: 
15-Kasım Salı günü, Saat 19:30
::DİP NOT::
MÜMKÜNSE BU YAZIYI BLOGLARINIZDA PAYLAŞINIZ LÜTFEN

30 Haziran 2010 Çarşamba

BÜTÜN KADINLAR OKUSUN LÜTFEN

Facebook.Com 'da rastladığım bir yazı ve ben çok etkilendim.Yazı aslında Politikadergisi.Com 'da yazan Medine AKBABA adlı bir kadına ait.Ben sizinle (sahibinden izin almadığım için) sadece yazının ilk bir kaç satırını paylaşacağım.Devamını okumak için ise linke tıklamak durumundasınız.
--------------------------------------------------------

Kadının Özgürlük ve Yaşama Sorunu

Doğdum. Konuştum. Yürüdüm. Koştum. Büyüdüm. Küçük gözlerimin içine bakmaktansa bacaklarımın arasına tuhaf anlamlar yüklediler. Önce küçük bir kızdım. Pembe giymeye hükümlü, maviye karşı tutumlu, yeşille barışık, turuncuya ürkek, kırmızıya uzak, morsa bir tuzaktı........ 

http://www.politikadergisi.com/okur-makale/kadinin-ozgurluk-ve-yasama-sorunu

27 Haziran 2010 Pazar

SOKAK SANATLARI ATÖLYESİ

Netfotograf.Com 'dan tanıdığım genç arkadaşım Erdal Çoban 'ı ve Sokak Sanatları Atölyesi 'nden arkadaşlarıyla birlikte dün gece Okan Bayülgen'in Disko Kralı adlı programında izledim ve çok gururlandım.Başarılarının ve çalışmalarının devamını dilerim.Ben sözü fazla uzatmayacağım.
Çünkü Facebook grup sayfasındaki açıklamayı aynen buraya ekleyeceğim.Ama önce sizinle Erdal Çoban ve arkadaşlarının Canlı Heykel olarak Hasankeyf 'te gerçekleştirdikleri gösterinin fotoğraflarından birisini paylaşacağım.

''CADDELİ ZUHURİ KOLU'' 
Kaldırımlar boyu bir sultanlık bizimkisi
Yerimiz olmadığından değil taş döşeli yollara düşlerimizi serişimiz
Güzel sokakta olduğundan
ve güzeli sokakta aramaya sevdalı olduğumuzdan
Caddelerde,Bulvarlarda,Meydanlarda,Otobüslerde,Metrolarda ve Gemilerdeyiz
Biz Sokağız sokaksa Biz.
Korktuğumuz kimse yok yada altına sığındığımız bir köşe duvar
Oyuncuyuz salt ete ve kemiğe bürünmüş enstürümanlar en güzel sesi verelim diye çabamız
Belki akordu bozuklar sevmeyecek bizleri popüler kültürün yoz maskeleri yok sayacak hikayelerimizi.
Gün içinde rol'ler oynama telaşındayız
Öğretmen,Hemşire,Asker ve Öğrenci
Gün bitip eve gelince yeşillenme mevsiminde genç kızlık düşleri.
Sanatçı, sanata boğan birliktelik kardeşliği
İlk değiliz biz Ortada oynayan ustalarımız Meddahlarımız ve Hayali'lerimizin dokunuşları nefesleri ensemizde
Her alan bir Tiyatro her insan bir seyirci bizim menzilimizde
Tek ses yeter bizim olduğumuzu anlamak için
''SOKAK SANATLARI ATÖLYESİ BURADA'' 

::Ulaşmak isteyenler için web adresleri altta::
http://www.sokaksanatlari.com/
http://www.canliheykel.com/

21 Mayıs 2010 Cuma

GRİZU PATLAMASI

Yine madende grizu patlaması oldu
Yine canlar öldü
Yine evlerin ortasına ateş düştü
Yine yürekler acıyla dağlandı
Yine gözlere yaşlar doldu
VE
Yine birileri bu onların kaderi dedi...

YETEERRRRR
Gerçekten yeterrrr...
Önlem almak bu kadar mı zor...
İnsan hayatı bu kadar mı ucuz...





Söyleyecek çok şey, yazacak çok kelime var 
ama hangi biri gidenleri geri getirecek ki?
İnsan hayatının bu kadar hiçe sayıldığı 
bir dönemden ilk defa geçtiğim için birilerinin
bu aymaz tutumu ruhumu daraltmaya başladı artık...
Daha diyecek sözüm yok...
HEPİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

GREENPEACE RAINBOW WARRIOR

Antalya ve yakın çevresinde oturan arkadaşlar Greenpeace'in "Greenpeace Rainbow Warrior" adlı efsane gemisini görmek isteyen varsa aranızda 7-8 Mayıs'ta Antalya açıklarında demirlemiş vaziyette ziyaretçilerini bekliyor olacak.Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi içeren ve Facebook üzerinden bana ulaşan mesajı da aynen aktarıyorum :
Greenpeace Büyükşehir’in Güneş Enerjisi Projesi’ne destek için Antalya’da Greenpeace’den Büyükşehir’e büyük destek..

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace’in ‘Nükleersiz Türkiye’ turu için Türkiye’de bulunan gemisi Greenpeace Rainbow Warrior, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü güneş enerjisi projelerine destek vermek için Antalya’ya geliyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın 7 Mayıs Cuma günü saat 10.00’da konuyla ilgili olarak gemide bir basın açıklaması yapacak. Greenpeace Rainbow Warrior 7–8 Mayıs tarihlerinde Antalya açıklarına demirleyecek. Vatandaşlar gemiyi ücretsiz gezebilecek.


PROJEYE İLGİ BÜYÜYOR

Antalya Büyükşehir Belediyesi Temiz Enerji Koordinatörü Erdem Armen, bir süredir güneş enerjisi ile ilgili projeler yürüttüklerini, projelere ilgi ve desteğin büyük olduğunu ifade etti. Birçok sivil toplum örgütü, çevreci kuruluş ve vatandaşların güneş enerjisi projelerini merakla takip ettiğini belirten Armen, “Greenpeace güneş enerjisi ile ilgili projelerin tanıtımına büyük katkı sağlayacak. Greenpeace ve ekibinin Antalya’da olmalarından büyük mutluluk duyacağız. Uğrama noktalarında olmadığı halde Büyükşehir Belediyesi’nin yürütmüş olduğu güneş enerjisi projelerine destek vermek için Antalya’ya geleceklerini duyduğumuzda çok heyecanlandık” dedi.

GEMİYLE UZUN SÜREDİR İRTİBATTAYIZ

Proje koordinasyonunu sağlayan Koordinatör Yardımcısı Engin Erarslan ise, Greenpeace grubunun önemine dikkat çekerek, “Fosil yakıtların ve nükleer enerjinin kullanılmaması için çalışmalarda bulunan ekiple uzun süredir irtibattayız. Antalya’da yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya yönelik özendirici ve bilgilendirici çalışmalarımızı beğeniyle karşıladılar. Greenpeace ekibi Antalya’ya gelerek projelerimize destek vermek istediklerini belirtti. Bundan dolayı mutluyuz” diye konuştu. Erarslan, tüm Antalya halkını gemiyi ziyaret etmeye davet etti. Erarslan, Greenpeace Rainbow Warrior gemisi ile gezi konusunda bilgi almak için 249 54 60 nolu telefonun aranabileceğini söyledi.

GREEANPEACE: DESTEĞİMİZ SÜRECEK

Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker ise yaptığı açıklamada

Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyeli açısından Avrupa'da ikinci olduğunu belirterek, sahip olduğu 380 TWs'lik teknik güneş enerjisi potansiyelinin 42 nükleer reaktör ile 67 kömür santraline eşit olduğunu ifade etti. ‘Kirli enerji kaynaklarına mahkum değiliz’ diyen Diker, “Hem yerel yönetimler, hem de o bölgelerde yaşayan halk, temiz enerji projelerinin kalkınmada kilit rol oynadığının günden güne daha fazla farkına varıyor. Biz de Greenpeace olarak Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni ve Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ı güneş enerjisi projelerinden dolayı tebrik ediyor ve desteğimizin süreceğini belirtmekten mutluluk duyuyoruz” dedi.

Vatandaşlar, 7 Mayıs Cuma günü saat 12.00-17.00 saatleri ve 8 Mayıs Cumartesi günü saat 10.00 – 17.00 saatleri arası Yat Limanı’ndan kaldırılacak 2 özel tekne ile Greenpeace Rainbow Warrior gemisini ücretsiz gezebilecek.

24 Mart 2010 Çarşamba

TARİDYUM

Taridyum elementiyle ilgili bugün mailime bir yazı düştü.Aslı astarı var mıdır bilemem ama anlatılan hikâye bana mantıklı geldi.İnanmakla belki sazanlık yapıyorum lâkin bu yazıyı sizinle de paylaşmak istedim.
--------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------

""Taridyum""
Yakın zamanda dünyanın dengesini değiştirecek element.
ama bu elementi buraya yazmamın asıl sebebi bu değil. Şimdi lütfen koltuklarınıza yaslanın ve hikayeyi okuyun:

Yıl: 1940 yer: Almanya
2. dünya savaşının başlamasından bu yana 1 yıl olmuş ama savaş henüz tüm dünyayı etkileyecek hale gelmemişti. Ama Adolf Hitler'in doyumsuz egosu bu savaşın önce tüm Avrupa'yı, sonra tüm dünyayı kasıp kavuracağını gösteriyordu. Alman bilimadamlarının en büyük arzusu bu
savaşı almanya lehine çevirebilecek silahları ve enerji kaynaklarını yaratmak veya bulmaktı. İşte tam o yıllarda Asya'dan gelip Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan ve başlamakta olan savaşı uzaktan izlemeyi yeğleyen Türkiye'de kuruluşundan bu yana 5 yıl geçmiş olan Maden Tetkik Arama (MTA) Anadolu'yu karış karış kazıyor, ülke
ekonomisine katkıda bulunmak için vargücüyle doğada yeni şeyler bulmaya çalışıyordu. Şanlıurfa ile Gaziantep sınırında küçük bir kasabada araştırma yapan ekibin başındaki Ahmet Rıza Erbay 7 şubat 1940 yılında bulduğu minerallerin aslında yeni bir çağ açmaya yetecek kadar önemli şeyler olduğunun farkında değildi. Zaten ilk tetkiklerin sonunda MTA bu bulguyu sınıflandırmayı ve periyodik tabloya yerleştirmeyi dahi başaramamıştı. İşte bu nedenle tahlil için Almanya'ya göndermek gibi vahim bir hata yaptılar.

Tarih: 16 nisan 1940 
Yer: Berlin / Almanya
Laboratuvara Türkiye'den gelen ve o güne dek keşfedilen tüm radyoaktif elementlerden çok daha fazla yoğunluğa sahip olduğu anlaşılan ve inceleme yapanları şaşkına çeviren bu element nazi diktasının tüm dünyayı ele geçirmesi için çırpınan ve bunun için kaynak arayan Alman
bilimadamlarını sevince boğmuştu. Ekibin başındaki Herbert Taninbaium hemen durumu orduya raporlamış, daha fazla araştırma için ödenek istemiş, element hakkında geniş bilgi almak için Türkiye'ye gönderilecek bir de ekip kurulması gerektiğini bildirmişti.

Tarih: 13 mayıs 1940
Yer: Ankara / Türkiye
Almanya ile iyi ilişkiler içinde bulunan ama her halûkarda savaştan uzak durmakta kararlı olan Asya'nın bu yeni yeni gelişmekte olan ülkesi Türkiye Almanya'dan gelen ekibi şaşkınlıkla karşılamış, açıkçası ne istediklerini tam olarak anlamamışlardı. Almanya Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde sınırsız araştırma yapma hakkı istiyordu ve bunun karşılığında Türkiye'ye çok yüksek maddi bedeller ödemeye hazırdı. Konu İsmet İnönü'ye intikal ettirildiğinde
kurt siyasetçi bunun aslında büyümekte olan savaşa iştirak anlamına geleceğini hemen anlayıp ekiple bizzat görüşmek istedi. Onca yokluk içinde Almanya'nın vaatleri çok çekici gelsede zaten son savaştan yıkık dökük ayrılmış bir memleketi yeniden savaşa sokmaya hiç niyeti olmayan İsmet İnönü sunulan tüm teklifleri geri çevirdi. Alman ekibi
eli boş ve biraz da kızgın bir şekilde Almanya'ya döndüler.

Tam o esnada hiç istenmeyen bir şey oluverdi ve hangi ülkenin casusunun buna sebep olduğu hiç bir zaman anlaşılamadı.Konu İngiltere'nin ve oradan da ABD'nin kulağına gidivermişti bile. Birden bire savaşla uzaktan yakından alakası olmayan Türkiye savaşın taraflarından gelen ekiplerle dolup taşmaya başladı. Ama hiç birisi
İsmet İnönü'yü ikna etmeyi başaramadı.Sonrasında gerek İsmet İnönü'nün korkuları, gerekse iki tarafın da bu elementi karşı tarafa kaptırmama telaşı dolayısıyla Türkiye'nin de doğudaki araştırmalarına son vermesi, bu element konusunun uzunca bir süre bir daha açılmaması
konusunda tüm taraflar anlaştılar. Öyle ki,MTA'nın o dönemde bütün idari yapısı değiştirildi ve araştırma ekibinden kimse MTA'da bırakılmadı. Toplam 500 dönümlük bir araziye yayıldığı düşünülen taridyum elementinin adı bir daha anılmadı.

Savaşın bitiminin ardından kimse Sovyetlerin bu kadar güçleneceğini, dünyanın iki kutuplu bir hale geleceğini, son savaşta birbirinin yanında olanların savaşın hemen ardından birbirine rakip olacaklarını elbette beklemiyordu. Savaş sona erdiğinde İngiltere ve ABD'nin aklından hiç çıkmamış taridyum elementinin enerji kaynağı olarak gündeme gelmesi bekleniyordu ama işin içine bu kez de Sovyetler
girmişti ve iki taraf da bu elementi işletme hakkına sahip olmak istiyordu.

Yıl: 1950

Yer: Türkiye
Bir yandan ABD-İngiltere baskısı, bir yandan da Sovyetler baskısı arasında sıkışmış küçük Asya'da Adnan Menderes hükümeti kendini ABD'ye yakın hissediyor ama Sovyetleri de karşısına almaya çekiniyordu. İşte tam o sırada abd'den garip bir öneri geldi.Sovyetlerin Türkiye'ye coğrafi olarak daha yakın olduğunun ve elemente ulaşmak için kendisinden daha şanslı olduğunun farkında olan bu uzak ülke bu elementin kimselerin eline geçmemesi için içinde bulunduğu arazinin zaten son zamanlarda iyice artmış kaçakçılığın bahane edilerek tümüyle mayınlanmasını öneriyordu. Üstelik mayınlarında maliyetini karşılamaya hazırdı. Bloklar arasında sıkışmış haldeki Türkiye Cumhuriyeti bu öneriye balıklama atladı ve toplam 500 dönümlük arazi tümüyle mayınlandı.

Aradan yıllar geçti ve Sovyetler tarihin tozlu sayfalarındaki yerini
alırken ABD dünyanın tek süper gücü olarak varlığını sürdürdü.Ortadoğu'da bir ileri karakol vazifesi gördürttüğü İsrail'le petrol bölgelerine yakın olurken diğer yerlere de gerek işgaller, gerekse uydurma barış güçleriyle yerleşiyordu (Somali,Afganistan v.s.). Ama tüm bu süper güç olmanın bir faturası vardı ve o fatura da ABD'den
çıkıyordu. üstelik de ABD'nin enerji ihtiyacı sürekli artmaya devam ederken kullanabileceği k aynaklar azalıyordu. İşte bu şartlar içinde birden bire birilerinin aklına Türkiye'deki taridyum elementi geldi. Bu element ABD'nin enerji ihtiyacını fazlasıyla karşılamaya yetebilir, uranyum'dan çok daha yoğun radyoaktivite kapasitesi ile aynı zamanda
ABD ordusunun nükleer silahlar konusunda rakiplerine fark atmasını sağlayabilirdi.

2001'de kurulmasından 1 yıl sonra 3 kasım 2002'de yapılan seçimlerle iktidara gelen AKP hükümeti ABD ile daima iyi ilişkiler içinde olmuş, ABD'nin ileri karakol vazifesini İsraille birlikte paylaşmaya başlamıştı. Ama her şey gibi bunun da bir bedeli vardı ve ekonomiyi yabancılara teslim etmek bu bedeli ödemek için yeterli değildi. Ekonomik krizle birlikte yeniden alternatif enerji kaynaklarının peşine düşmüş ABD bu elementi her ne pahasına olursa olsun elde etmek
ama işletme hakkını Türkiye ile paylaşmamak istiyordu. Çünkü çok fazla enerjiye ihtiyacı vardı ve artık doğuda bir denge unsuru olmaktan çıkmış durumdaki Türkiye'ye pay vermeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Bunun için hemen alternatif planlar hazırlandı ve mayınların temizlenmesi
konusu gündeme getirildi. Ama bunu doğrudan yapması Batıda bu konuyu bilen diğer devletleri işkillendirebilirdi. Bu nedenle Ortadoğu'daki güvenilir karakol konumundaki İsrail'in kullanılmasına karar verildi ve Türkiye çeşitli yönlendirmeler sonucu mayınlı arazilerin temizlenmesi için taridyum elementinin bulunduğu tüm arazileri İsrail'e 49 yıllığına kiralamak için meclisten bir yasa çıkardı. Şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz meclisin İsrail'e bu arazileri adeta peşkeş çekmek için bunca ısrarcı olmasını? şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz birden bire kürt sorununda adımlar atılmasını? Şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz? Türkiye ile İsrail'in köşe
kapmaca oynar gibi bir iyi, bir kötü ilişkilerini? Şimdi tam
anlayabiliyor musunuz ABD'nin Türkiye'ye ilgisini?
Size daha vahim bir şey söyleyeyim, internette taridyum diye arama yapın, bakın bakalım hiç kaynak bulabilecek misiniz? Her elementle ilgili bir sürü kaynak bulunabilirken taridyumla ilgili tek bir kaynak bilgi dahi bulamazsınız.

Sizce bunun sebebi ne olabilir? 
------------------------------------------------------------------------ 
---------------------------------------------------------------------------------------------------

Noktasına virgülüne dokunmadan yazı aynen yukarıdaki gibidir.

30 Nisan 2009 Perşembe

Duyuru - Kot Taşlama İşçileri - Silikozis


Bu yazıyı http://www.fotoiz.com/ 'un editörlerinden Sayın Erdal Kınacı'nın yazdığı köşe yazısından aldım.Yazıyı olduğu gibi buraya aktarmak istedim.Çünkü yazıya konu olan problemin geniş kitlelere duyurularak belki çözüm bulunur diye umuyorum...
Bu yazıyı okuyanlar da lütfen kendi blog ya da sitelerinde yayınlasın.Belki kanayan yaraya melhem olur bir nebze..Konuyla ilgili link alttadır..
Bir gurup gönüllü avukat doktor sendikacı ve işçinin çok ciddi bir dram ve insan hakları ihlali karşısında gösterdikleri dayanışma ve mücadeleyi bir yıldır olabildiğince takip ettik. Toplanan görüntüleri kurguladık. Bu film dayanışma ve mücadelenin bir kaydıdır.


Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven
Leyleğin yuvadan attığı yavruları; kot taşlama işçileri
İzlediğiniz her şey kadar gerçek, yaşamın vaat ettikleri kadar sıradan bir yaşamdı benimkisi…
Sizin için rakam olan, yanındaki sıfırlarla çoğalttığınız yaşamlarımızı değişim rüzgârlarına yitirdik…
Kaç bin olsun, kaç yüz daha ciddi bir kamuoyu yaratmak için bilemem ama birimizin canı, bir anlam ifade etmedikçe bizi unuttunuz…
Biz yeni düzenin değişim rüzgârlarıyız...
Soğuk esen ve insanı düzenin gerçekliği ile buz gibi çarpan…
Şimdi yaşam hikâyelerimiz yerine ölümlerimizi konuşurken yakaladık sizi…
Bir gaz odasında kaybettim yaşamı…
Değişimi vaat edenlere hizmet etmek için yola çıktığım kentin basık havasız bir atölyesinde ciğerime dolan zehirle yaşamak için çalışırken kaybettiniz beni…
Beni ölüme götüren değişim rüzgârlarıydı…
Yeni düzende herkese yer vardı, katı olmadan buharlaşan yaşamlarımız adına inandık bu vaade…
Bu vaatle avuttuk işsizlerimizi, topraksızlarımızı…
Köylerimizden kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan gencecik bedenlerimizle çıktık yola…
Zonguldak tan, Siirt ten, Erzurum dan, Tokat tan, Bingöl den, Çorum dan İstanbul a gelmiştik…
Öyle ışıklı öyle güzel caddelerden geçerek geldiğim köyümün benzeri varoşlardı…
Ekmek için, ekmeğimin peşinde Sultançiftliği nde, İkitelli de, Küçükköy de, Halkalı da, Alibeyköy de, ne 8 saat çalışmaya, ne sigortaya, ne sendikaya bakmaksızın binlerce saat çalıştık hep birlikte…
Yaşama dair hatırladım tek şeyin çalıştığım tozlu atölyede, sıcak bir ev özlemiyle gün doldurduğumdur…
Atölyede tek kanun vardı “işleri yetiştirmek için durmadan çalışmak”…
Sadece çalışmak için yaşadığımız İstanbul da gizli bir elin sakladığı değişim rüzgârının sessiz yaprakları gibi kimseye dokunmadan giden yaşamlarımızı bu rüzgâr bir kez daha savurdu…
Bilmem kaç ay dayanabildi ciğerlerim tozla karışık kum parçalarına…
Her gün daha sert esen değişim rüzgârları sanki hep bana karşı esiyordu…
Ne çok çalıştım günler boyu karanlık izbe bir atölyede…
Elime tutuşturulan bir liralık ince sarı maskenin ne faydası vardı bilemedim…
Üstelik bin kot yaptığımız günleri bilirim, ağrılarım arttı nefesim tıkandı…
Doktora gitmek için ne sigorta ne para hiçbir çare bulamadım, bir esir kampına dönmüştü yaşam…
Ve esir kampının gaz odasında yaşamımı bırakıp gidemedim, köyüme çaresizce döndüm. Bir döşekte ölüme terk edilip, o büyük ilanların altında kaldı bedenim…
Sigortasız, iş güvencesiz çalıştığım zaman boyunca başıma gelecekleri bilmedim, bildiğim zaman çaresiz, çocuklarımın gözleri önünde ölümü beklemeye başlamıştım, yavaş yavaş eriyerek…
Işıltılı şehrin güzel mağazalarına yaraşan kotları beyazlatırken, ben yavaş yavaş eridim…
Ben erirken siz bilinen markaların modası sandınız taşlanmış kotlarınızı almak için mağazalara girdiniz.
Bilemezdiniz her kotta bir yaşam vardı.
Şehirde binlerce işçi gece- gündüz birbirine karışan vardiyalarda çalışmıştık.
Yeni bir dönem açılmıştı, ihracatta rekorlar, yerli taşeronlar ve çok uluslu firmalarla esen değişim rüzgârları vardı, bizden yana esti sandık, inanmak için tek neden “ekmek”ti. Ekmek kana bulandı; kocaman reklamlar, afişler arasında emeklerimizle özdeşleşen yaşamlarımız ufacık bir yer bulabildi sütunlarda…
Değişim rüzgârıyla yelkenlerini doldurup engin denizlere açılan, tekstil atölyelerinde, tersanelerde, maden ocaklarında, dökümhanelerde, fabrikalarda binlerce faili meçhulün ardında kalan emekleriyle ihracat şampiyonu olan işadamlarına, politikacılara ve yaşananlara susarak göz yuman vatandaşlara soramadım:
Bizim yaşam nereye düşer?
Başak Ergüder

21 Şubat 2008 Perşembe

“2/B ARAZİLERİ SATILMASIN” DİYORSANIZ

"2/B ARAZİLERİ SATILMASIN" DİYORSANIZ
AŞAĞIDAKİ ADRESE UĞRAYINIZ ARKADAŞLAR.
TÜM BLOG YAZAN ARKADAŞLAR
LÜTFEN BU ADRESİ SİZLER DE
BLOGLARINIZDA, SİTELERİNİZDE
YAYINLAYINIZ.
YAYINLAYINIZ Kİ ELDE AVUÇTA KALAN
ORMAN ARAZİLERİMİZ DE BU YOLLA TALAN EDİLMESİN.

10 Şubat 2008 Pazar

ÇOCUK KİTAPLARI TOPLAMAYA YARDIM

Dün gece geç vakit arkadaşların bloglarını, sitelerini dolaşıyordum.Bu arada Eda Suner’e de uğradım ve çocuklara kitap toplamak üzere ZEYA ile birlikte bir kampanya başlattıklarını okudum.Doğal olarak bizlerden de destek bekliyorlardı.Ben de Eda' ya destek olmak için söz verdim ve bu yazıyı onlara destek olmak amacıyla yazıyorum.Lütfen sizler de aşağıdaki yazıyı bloglarınızda yayınlayarak böyle güzel bir kampanyaya destek olunuz.Yazıyı aşağıya aynen ekliyorum.

Sunay Akın’ın anlattığı çok sevdiğim bir hikaye vardır. Babası çocuğa pazar günü hayvanat bahçesine gitmek için söz vermiş ancak pazar günü televizyonun karşısında oturmak daha rahat gelmiş. Oğluna gazeteden çıkan dünya haritasını parçalara bölüp vermiş bunu doğru olarak birleştirirsen hayvanat bahçesine gideriz demiş. Nasılsa akşama kadar tamamlayamaz düşüncesiyle rahatça koltuğuna kurulmuş. 15 dakika sonra çocuk bitti baba hadi gidelim demiş. Adam bir araya gelmiş haritaya bakarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk da arka sayfasında bir adam resmi vardı adamı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi demiş.

İnsanları düzeltmenin en etkin yolu çocuğu eğitmekten geçiyor.
İmkanı olmayan çocukların daha iyi imkanlarda okumaları iç dünyalarını kitaplarla zenginleştirmeleri için yine bir kitap kampanyası başlatıyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığından onaylı ilköğretim okuma kitaplarını topluyoruz.
Bu seferlik sadece çocuk kitabı ve kırtasiye malzemesi (defter, kalem, silgi vs) topluyoruz.
Bunun için siz neler yapabilirsiniz?
-Eğer evinizde okunmuş çocuk kitapları varsa onları gönderebilirsiniz.
-Yeni kitap satın alıp gönderebilirsiniz. 1 tane bile olsa damlaya damlaya göl olur.
-Bloglarınızda ve mail listeleriniz de bu duyuruyu yayınlayabilirsiniz.
-Bu konuda ki farklı fikirlerinizi ve projelerinizi bizle paylaşabilirsiniz.
Ben kendim göndermek istiyorum veya İstanbul dışında yaşıyorum diyenler bana mail atarlarsa okulların adreslerini verebilirim.
İhtiyacı olan her okulda birer kütüphane kurulsa ne güzel olur değil mi?

İletişim:Kazım Karabekir Paşa Kültür Merkezi
Kazım Karabekir Sok.no:8
Erenköy İstanbul
Mail:
uayas@hotmail.com

Şimdiden herkese çok teşekkür ediyorum çünkü bu konuda hep birlikte harikalar yaratacağımızı biliyorum.